Kadrajın Ötesinde Bir Bakış

Deniz Soylu:~$ cat posts/O Sabırsız Genç Ruhuna Birkaç Söz.md

O Sabırsız Genç Ruhuna Birkaç Söz

Sevgili o genç, aceleci ruhum,

Bu satırları yazarken, yıllar öncesinden bir gölge gibi geliyorum sana. Aynı pencereden, aynı İstanbul sisinin arasından bakıyorum ama bakış açımızdaki mesafe, zamanın o ince ama sarsılmaz katmanıyla örülü. Omuzlarında taşıdığın o bitmek bilmeyen merak, o her şeyi hemen çözme telaşı... Ah, ne kadar da tanıdık geliyor bu telaş. Sanki her gördüğün sahnenin, ömrünün en büyük cevabını sakladığını sanıyordun.

Hatırlıyorsun, değil mi? O eski film karelerindeki gibiydi her şey senin için. Bir ışık huzmesinin toz zerresiyle dans etmesi bile, hayatın tüm karmaşasını özetleyecek bir manifesto gibi gelirdi gözüne. Oysa o an, yalnızca bir öğleden sonra güneşiydi. Ve bu, belki de en çok hatalı olduğun nokta. Her şeyi bir sonraki büyük kavuşmaya, o mükemmel kompozisyona bağlama eğilimin vardı.

Durul lütfen. O aceleci nefesini yavaşlat.

Seninle ben arasındaki o kısacık mesafe, aslında yalnızca sabrın vücut bulduğu yer. Oysa sen, sabrı bir bekleme zorunluluğu olarak görüyordun; sanki ruhunu bir perde arkasında kurulu olan, aceleye gelmeyen bir gösteriye göremişdin. Oysa yaşam, özellikle de bu şehrin ritmi, katman katman açılan bir restorasyon gibi. Her şey aceleye gelmez. Önce alçı tozları düşer, önce eski çatlakların sesi duyulur. O sessizlik, gördüğün gibi bir boşluk değil; o, her şeyi dinlemek için gereken frekansın ayarlandığı andır.

Bakış açını bu kadar çok şeyin 'cevabı' olarak görmekten vazgeç. Bırak bazen sadece bir melodi olsun. Sözcüklerle anlatmaya çalıştığımız o derinlik bazen sadece bir uğultudur, varoluşun arka plan müziği. O müziğe odaklan. O müziğin içinde kaybolmak, onu zorla analiz etmekten çok daha kıymetli.

Özellikle o eski analog kameraların gümüşi kasasına baktığında, bazen bu gerginliği yaşıyorsun. O kareyi çekmeden önce kurulan o gerilim, sonraki kareye taşınıyor. Sanki her çekim, büyük bir sınav. Oysa o an, sadece o anın aynadaki yansımasıydı. O anın kendisi, saf ve kusursuzdur. Onu mükemmel kılmaya çalışmak, onu buharlaştırmaya eşittir.

Bu yüzden sana diyorum ki, o tutkulu gözlerinle gördüğün her rastlantı, her kesişen bakış, her şehrin rutubetli taş duvarı... Bunların hepsini büyük bir büyük anlatının parçası olarak görmekten ziyade, sadece kendi başına bir güzellik olarak kabul et. Bir uğultu, bir nefes, geçici bir ışık oyunu. Ve bu geçiciliğin kucağında dinginleşmeyi öğren.

Gözlemlemeye devam et elbette. Sen doğan bu şehre ve bu yalnızlığa dair en derin şarkıları yazacaksın. Ama şimdi, o şarkıyı aceleyle değil, en doğru tempoda söyleyeceksin.

Sabır, bu şehrin en iyi koruyucusu oldu. Ve sen de onun en iyi öğrencisisin.

Deniz